AMBARLI FARE

By

                                             

    Hep girmekten korktuğum bir yerdi fareli ambar. Bilirdim orda olduklarını. Ama korkumu bilen annemler de yokmuş gibi davranırlarsa korkmam diye düşünüyor olmalıydılar ki yok sen var sanıyorsun sadece derlerdi. Tatil günlerinin ve her yazın vazgeçilmezi memleket havası alma isteğiyle bir gün yine köydeyiz tabi. Bütün yazı köyde geçirmiş olmamın verdiği sıkılganlık ve bıkmışlıkla beraber kendime bulduğum uğraş baya güzel görünüyordu gözüme. Hayat dedikleri boşlukta, görürsem korkmayayım diye sırtım dönük ambarın önüne yere oturdum ve o zamanlar da bizimkiler için çok kıymetli bir işi yapıyorum. Kayısı çekirdeği kırıyorum.  Vakit geçirmek için iyi bir aktivite. Ee keyifli de baya. Ha gayret çekirdek kırmaya devam. Artık rutin haline gelmiş olan ellerim ve kollarımın koordineli çalışması fazla hareket etmeme gerek bırakmıyor zaten. Oldukça uzun bir süre bütün vücudumla hareket etmemiş olacağım ki, arkada bir kıpırdanma hissediyorum. Hani biri seni izler ve ister istemez bakışların oraya kayar hah işte tıpkı ondan. Kafamı biraz yana çevirmemle, terliğimin ulaşabildiğim tekini ayağıma geçirmem, merdivenleri koşar adım çıkmam ve aynı zamanda çığlık çığlığa fareee fare var üzerime geliyor yok diyordunuz gördüm işte bir daha aşağı da hayat da oturmak istemiyorum, o ambara beni yalnız gönderemezsiniz serzenişleri de beraberinde gelmişti. Tabi bu kadar bağrışmaya balkona, kapıya çıkan komşuları yok sayarak hala evdekileri ikna çabalarına devam ediyorum. Gördüm işte gözüme mı inanayım size mi. Oradan oraya geçiyordu. Korkunçtu kocamandı diye anlatıyordum. Susmaya hiç niyetim yoktu tabi. Çan çiçeklerinin arasından balkon demirinden şöyle bir göz ucuyla aşağı bakmayı ihmal etmiyorum bu arada çünkü hala beni takip edebileceğine olan inancım tam. Bir de dönüp ayağıma baktım sonra. Yalnızca tekini giyebildiğim terliğim ayağımda diğer eşi ise aşağıda ambar kapısının önünde ahıra bakan tarafta kalmıştı. Gidip almam işten bile değildi. Bütün çabalarımla erkek kardeşimi kocaman merdiven basamaklarında minicik bacaklarıyla dikkatli ol, korkuluklardan tut diye tembih ede ede en son aşağı yollamayı başardım. Terliğimin eşine kavuştum. Yaşananlardan sonra, yeniden böcek haşere minik hayvan fobisi olan birisi için, köy yaşantısı muhteşemliğini o ihtişamını kaybediyor aniden eziyet günlerin başlangıcı haline bürünebiliyordu. Ama diğer taraftan, dedemin ambarda sakladığı o harika sulu dağ armutlarıyla, ‘’içi beyaz dışı kıp kırmızı elma demi dede’’ diye sürekli sorguladığım elmalarıyla, kimi zaman kavun, kimi zaman karpuzlarla eli kolu dolu halde merdivenlerden çıktığı ve balkonun girişinde beklediği halleri hala dün gibi aklımda. ‘’Kızlarım alın şunları yıkayıp getirin de yiyelim ‘’ sözleri sanki geçmiş değil de bugünden bir kare. Tepsilerle gelen meyvelerden biz yemeden asla yemeyen, hep yanında olan minik bıçağıyla evdeki bıçakları beğenmediğini gösteren bir hareketle o meyveleri dilimler haliyle bize kızarak uzatan ‘’yiyinsene ben sizin için yetiştiriyorum’’ diyen dedem o korkunç köy hayatının en güzel anılarından birçoğunun halâ ev sahibi. Çığlık çığlığa korkup kaçtığım böceklere bakarak kıs kıs gülen gülünce gözleri kısılan, elleri yıllar yılı çalışmaktan nasır tutan yetim dedem. Hayatta aile bildiği abisiyle tek kalan. Her zorluğa göğüs geren dedem. Yemek yemek istemediğimde beni uyaran ‘’tabi siz zamanında yokluk görmediniz şimdi böyle burun kıvırırsınız’’ diyen, takma dişleriyle beni korkutan, bazen dişlerimi fırçalamak istemediğimde ‘’dişlerini fırçalamazsan dişlerin benim gibi elinde dolaşır’’ diye hep uyaran dedem. Gitti memleketin bütün güzeliklerini de aldı ama. Gittin de bizi bıraktın bu dünya da. Hep kolay olduğu gibi, hayatı hep kolay yaşadı. Sevmezdi yük olma düşüncesini. Ne birine borçlu ne de birine yük olarak gitti dedem. Hep sakındı. Hep çekindi. ‘’Aman Allah kimseyi düşürmesin tertemiz yanına alsın’’ derdi. Öyle oldu dedem. Sen gittin ya o ambarlı ev de seninle gitti. Arkandan ağlamayan tek bir insan yoktu. Pek sevdiğin kızım dediğin gelinlerin, oğulların torunların, bütün mahalle sana ağladı o gün. Çok sürmedi zaten, tarlalardan koştur koştur gittiğin emektar dükkânın satıldı. Her fırsatta orda olmaya çalıştığın, çıraklarınla bütün sanayiyi içinde barındıran büyüten o dükkânın. Senden kalana saygıyla ama kolayca. Yıllarca biriktirdikleriyle duvarlarında senin yorgunluğunun izlerini hala saklı tutan dükkânın da gitti. Arkasından kentsel dönüşüm dediler, yeni ev dediler, daha lüks yaşam dediler iki göz evini de aldılar be dedem. Sen gittin anılar da seninle gitti sandım. Uzun zaman gelmediler hafızama. Bak yıllar oldu yeni yeni hatırlayıp yazıyorum seni. En çok da özledim ya seni ondan galiba. Korktuğun ne varsa neyi engellediysen hepsi bir bir oldu. Sen koca çınar sen kocaman kahraman sen gittin değişti her şey. Artık o ev yok.  Fare ve böceklerden korkan o küçük kız hala var içerde bir yerlerde. ‘’Aslında yok ama bak sen rahat ol senin için fare kapanı koydum’’ diyen sen yoksun. Torunlarımın düğünü diye tutturduğun, mürüvvet görmek istiyorum diye şakıdığın günleri aile toplantılarında yad etmek zor geliyor. Yalnızca en büyük torununun düğününü görmüş olman o ise yetmiyor bize.  Dedem her sene biri gelin oluyor. Her sene biri damat. Ailemizin başı, ailemizin bambaşkası. Gittiğin yer de görüyorsun biliyorum. Hala yerin ben de çok ayrı. Sen hala benim hatırladığım anılardasın. 

Rahmetle, Saygıyla ve özlemle… 

Posted In , ,

Yorum bırakın