Gri’de Var Olan Aşk Değil Misin? 

By

Bir hikayeye nasıl ortadan başlanmazsa ben bunun tam tersi örneği olarak harika ötesi yazılan bir aşk hikayesine tam da ortadan başlayıp sizlerle buluşmayı planlıyorum.  Devrim Özkan’ı ilk kez tanıdığım ve geç tanıdığım için üzüldüğüm oyunculuğuna hayranlık duyduğum Gelsin Hayat Bildiği Gibi dizisi, Sadgül aşkı gelsin bildiği gibi dedirtti bana. Sadgül ile de geç bir tanışma oldu benimkisi. Hem de 10 hafta kadar. Bölüm bölüm fikirlerimi bu yazıda belirtemesem de genel bir giriş olmasını ve bildiğimiz Songül ile Sadi’nin, tahmin ettiğimiz Emin’den konuşmayı ve dizinin içindeki karakterden karaktere bürünen çiftimizden ve aşklarından konuşmak istiyorum bu yazımda. Dizimizin 10.bölümünde Songül’ün trafik çevirmesi sahnesinin editlerini gördükten sonra merak ettiğim ve o an enerjilerine hayran olduğum bu aşık çift sardı sarmaladı beni. Şu sıralar 28.bölümünü izleyeceğimiz diziyi konuşmak için çok istekliyim. Yazmak ve birkaç kelam etmek için de ancak bugüne kadar bekleyebildim ve kalemimden dökülenleri sizlerle buluşturmanın heyacanını benimle birlikte taşımanızı çok istiyorum.Siz şimdilik beni ismen tanımasanız da benim de içinizden biri olduğumu bilin yeter. Şimdiden teşekkür ederim.  

Gelsin Hayat Bildiği Gibi de bir roman yazılıyor her bölüm. Sadi ve Songül için bir roman. Bazen az sahnelerle bazen görmediğimiz sahneleriyle bazen de izlerken bizi yumuş yapan sahnelerle. Her bölüm bir gonca gülün açılışına, bir dikenin onu sarıp sarmalamasına sonra nasıl da bir bütün olduklarına şahitlik ediyoruz. Bir Son Gülün varlığıyla var olan adamın hikayesini izliyoruz.  Siyahın beyaza karıştığı beyazın siyahın içinde var olduğu hikaye bu bence. Kaybolan taraf yok. Ama ne tam siyah kalacak ortada ne de tam beyaz. Gride buluşacak yollar. Gerçek olamayacak kadar güzelken sadece kurgusal hayatta yaşanır uyarısını da her daim hatırlatacak insana.  

İnsanın kendi derdi çokken kendini de kaybeder derdi dedem. Aradığı yolları bırakır bir zaman sonra. Görmediği bilmediği yerleri de unutur. Aramayı bıraktığını da fark etmez zaten. Zaman ki insanları bırakır. Yolda kaldım der. Kayboldum. Ama bilmez ki asıl yol zaten gitmek zorunda kaldığıdır. Tıkalı akmayan o yol öyle bir dönemeç ile akar ki şaşar kalır. Tıpkı Emin’in hayatının Songül ile Sadi’nin hayatına aktığı gibi.  Sadgül’ün yuvalarına evlerine kavuştukları ilk güne gidelim. Oradaki ki kıyafet kombinlerini ve renklerini hatırlayalım. Yeni Sadi olmuş olmaya çalışan Emin simsiyahken Songülümüz güzel güçlü kızımız beyaz tişört su yeşili ceket ve siyah pantolon giymişti. Sanki hayatının karmasını yansıtır gibi. Kar kristallerin krallığını anlatır gibi.. Egemenlik sürdüğü topraklarda yalnız yaşayan bir prenses gibi 

Toprağın soğuk katı ve buz gibi halinden, karın bağrını yararak çıkan hayata kavuşan çiçekti. Kardelen’di o. Yeniden doğuşun simgesi. Kalpte filizlenmeyi bekleyen umudun ışığı. Bütün soğuk karanlık kasvetli zor ve meşakkatli yoldan sonra açan kendini, beyaz çiçeklerini ortaya çıkaran naif çiçek, güçlü çiçekti. Karlardan sonra çıkar ya Kardelen, süt beyazı çiçekleri o yüzden korunaklıydı belki de. Gücü içinde, gücü dışında yapraklarla korurdu kendini. İnsanlara karşı sadece görünen olayları anlatandı. Her daim kendini saklayan, ona biraz daha ulaşılmasına asla izin vermeyeceği duvarları olan prensesti Songül. Biz onun hikayesini görüyoruz. Masalın devamını merakla bekleyen çocuklar gibi çipildeyen gözlerle bakıyoruz Songül’e.  Karanlıkları yarıp da aydınlığa çıkan Emin’i görmeyi beklerken bambaşka yolları ve kesişen hayatları görüyoruz. Biz aydınlığa çıkan kişinin Sadi olduğunu sanarkan birbirlerinin hayatlarının aydınlık yanları olduklarının farkında bir ilişki de izliyoruz aslında. Yalnızca kötü olanın karanlık olmadığını, aslında yalnızlığın da bir karanlık olduğunu görüyoruz. Ateş ile suyun diken ve gülün vazgeçilmez sevdasına, ayrılmaz haline ve bir o kadar da yakan ve yanan yanlarına şahitlik ediyoruz. Tesadüflerin olmadığına inanan adamın hikayesini anlatan bir romanı okuyoruz hep birlikte.  

Asil vakur, narin. Buzdan şatosundaki hareketlilikle bir kıpırdanmayla bir canlılıkla var olacağından habersiz bir cübüştü başta Songül.. Mevsimi ilkbahardı hep. Eriyen karları gördük yavaş yavaş ruhunda. Sonra bir Kardelen baş gösterdi yuvamızda. Buz kraliçesinin kalbinin ılıklığıyla tanıştık ve şahit olduk hikayesine. Eriyen kar sularının Sadi’yle akıp gitmesine yol alırken birliktelikleriyle var olan dünyada umut oldular masallar diyarına. Hikayenin akışında güçlü kadın imajına aşık olarak Songül’ü ve onun hayatını gururla izledim en başından beri. Güçlü yazılan, kimseye eyvallahı olmayan ve kendi kendine yetebilen kadınlara çocukluktan beri hayranlık duyarken Songül’ün dik duruşuna hayran olmamam mümkün değildi elbette. Onun kendini bilen tavrına duygularının ardında duruşununa ve bundan bazen çekinerek de olsa bahsetmesine ama yine de söylemekten ima etmekten de kaçmamasına ve gururlu duruşuna vuruldum ben de.   

Hayatının neredeyse yarısını yalnız geçiren bir kadının alıştığı hayatı, uğruna ölümü göze aldığı davası için, ailesi için geride bırakacak kadar cesur ve gözü pek yanını, bunun için yaşayışını evladı için gururlanan bir  ebeveyn gibi izledim. Hayatına bir erkeği aldığında bir bütün olmaya da ihtiyacı varmış derken bile kendine has tavrını çok sevdim. Kocasından gururla bahseden ve ben demeden biz olabilen o yolu birlikte yürümeyi, el ele yan yana yürümeyi başaran bir kadının duruşu gücün, aydınlık yanının yansıması değil de nedir ki? Sadi ve Songül birbirlerinin hayatlarında kaybolmadan karıştılar renklerine. O yolda bir olup akıp gittiler tek yönde. Birbirinin hayatına karışırken kendilerini kaybetmeden yol aldılar.Birbirlerinin kalbinde var olup aynı zamanda da birbirlerinin hayatındaki varlıklarına da izin verdiler. 

8.bölümde Songül Sadi’yi ikinci şansı için terk ettiğinde ilk karşılaşma anlarını karısının kaleminden okurken aklından geçenleri de yansıttı gözlerine. Cihan Güçlü’nün muhteşem şarkısıyla Songül’ün seslendirmesiyle içimize işleyen sahnede gerçekten Sadi olan Ertan Saban gerçekten Songül olan Devrim Özkan bu hikayede bütün alkışlar size. Sadi’nin bu masalda daima karısının gülen yüzünü arayan yanını da görüyoruz..Onun yüzü gülsün diye evlerinden eksik etmediği kırmızı gülleri görüyoruz her bir köşede. Aşk yuvasının her anında varlar. Bazen salonda bazen mutfakta bazense yatak odasında ama solmayan bir gül hep var evde.. Ürkütmeden seven ürkütmeden hareket eden ve ürkütmeden avuçlarında bir kuşmuş gibi tuttuğu karısının kalbine dokunan o kalp için kalbi atan bir adamı gördük biz Sadi de. Avuçlarında tuttuğu kadını sarıp sarmaladığını hissettiren ama asla onu yormadan hayatında yalnızca birlikte yol alacaklarını bilen olgun, adam gibi adamı gördük. Elde ettim nasıl olsa kıroluğuyla değil daha ne kadar  mutlu edebilirim diye sorgulayan, gözünden akıttığım her bir damlanın telafisini nasıl yapabilirim diye koşturan, bunun için çabalayan bir adam izledik.  Bir erkeğin eşinin alanına saygı duyan en tehlikeli anlarda bile soğukkanlı tavrını koruyan yanına yine şahit olduk. 

Yüzünün solmasına karısının mutsuzluğuna dayanamayan adama iki gönül eşlik ediyor masalda. İki gönül bir kalpte aynı kişi olabilirmişi gösteriyor bize. İki ayrı hayatı yaşayan bir karakter EminSadi. Birbirinden kopamayan ve dahi kopamayacak olan karanlıkların adamı ile aydınlıkların beyaz yüzü olan bir adam o .Askerliğine dair anılarından bir parça bildiğimiz Sadi karısının hayatını bilirken bile gözünün içine bakıyor. Kaçırdığı tek bir anı kaçırdığı tek bir duygusu ve kaçırdığı tek bir kuzey yıldızı parıltısı olmasın. 27. Bölümde yer alan mezar sahnesindeki Songül’ün haklı gurururun inceden kalbe yüreğe dokunan yanına şahit olduk hepimiz. Yemini Sadi etti bizi de şahit. Hüznün karıştığı duyguların, mutlulukla harmanlanırken aşk itirafının her defasında nasıl seviye atladığını nasıl bir öncekinden daha güzel olurunu gördük. 

 Bizimkisi bir aşk hikayesi ile başlayan hikayenin sözleri inci gibi dizilen hayatı anlatırken, biz de yaşıyoruz o anları, anıları.  Gülüşüne methiyeler dizilen kadına ve onun gözlerinde doğmamış çocuklarını gören bir adama bir şarkı ancak bu kadar yakışırdı zaten. Onların hikayesi ile başlayan bir masal ışık olacakları ve aydınlıklarıyla yol alacak diğer aşkları da parlatıyor bir bir aslında. 

Yılan ekibiyle yemek yedikleri sahnede çocuk mevzusu konuşulunca Sadi’nin inşallah diyip uzaklara dalması endişe korku istek heyecan  mutluluk ve bilimum duygunun aynı anda olduğu bir sahneydi. O hayali kurarken bile Songül’ün gözlerine bakmaktan çekinen ya olmazsa korkusunu iliklerine kadar yaşayan adamın doğmamış çocuklarını gördüğü gözlere bakarken çekinmesi hala içinde olduğu duruma adapte olmayışı kendini layık görmeyişi derinden yaralıyor bu minnoş kalplerimizi. Bir prenses ile karanlıkların adamının yolunun kesiştiği bir yerdeyiz. Beyaz ile siyah metaforununa yakışan çiftmiz şimdilerde gride buluşacaklar diye düşünüyorum. İlk bölüm Songül’ünün yeşil ceketi hayatın renkli yanına dikkat çekerken bugün değişen giyimi siyah deri ceket ve 7EminSongül tarzlarıyla yönü değişen yolun farkını ortaya koyuyor. Griye karıştı beyaz.  

Sonunun ne olduğunu bilmeden çıkılan yolların heyecanıyla varılan yolları yaşayacağız biz de. Adım adım ilmek ilmek işlenen yüreklerdeki bu misafirlikte ne olur bilinmez ama hala bir yerlerde güzel şeyler yaşayan Sadgül olduğunu bilmek iyi geliyor insanın kırılan yanına. 

Posted In , ,

Yorum bırakın